Dedemin cep saatini ilk kez elime aldığımda sekiz yaşındaydım. Devlet Demiryolları’ndan emekli olurken hediye edilmiş bir Serkisof’tu. Kapağını açtığında içinden hafif bir makine yağı kokusu yükselirdi. Dedem onu yeleğinin cebinden hiç eksik etmez, her akşam aynı saatte kurardı. Bir gün bana, kendi babasının saatini her gün güneş batarken 12’ye ayarladığını anlatmıştı. O yaşta bunun ne demek olduğunu anlamamıştım. Yıllar sonra anladım: Dedemle babası arasında yalnızca bir kuşak değil, bambaşka bir zaman anlayışı vardı.

Yirmi yılı aşkın editörlük hayatımda İsviçre’nin, Almanya’nın, Japonya’nın saat geleneklerini defalarca yazdım. Ama itiraf etmeliyim ki kendi topraklarımızın saat hikâyesini öğrenmeye çok geç başladım. Oysa bu hikâye; bir astronomun saniyeyi ölçmeye çalıştığı bir gözlemevini, Galata’nın yokuşlarında dükkân açan Cenevreli ustaları, padişahlara gönderilen şaşırtıcı hediyeleri ve bir gecede değişen bir zaman anlayışını içinde barındırıyor.

Bu yazıda Osmanlı saatleri ile başlayan ve bugüne uzanan bu yolculuğu anlatmak istiyorum.

Zamanı Gökyüzünden Okumak: Muvakkithaneler

Osmanlı’da zaman, her şeyden önce namaz vakitleriyle ilgiliydi. Bu yüzden büyük camilerin avlularında muvakkithane denen küçük yapılar bulunurdu. Muvakkithanelerde görev yapan muvakkitler, güneşin ve yıldızların hareketlerini izleyerek namaz vakitlerini hesaplar, şehrin saatini bir anlamda onlar belirlerdi.

Muvakkitler yalnızca vakit hesaplamazdı; aynı zamanda usta birer saat tamircisi ve çoğu zaman astronomdu. Milli Saraylar Başkanlığı’nın aktardığına göre muvakkitler, Batı’daki matematikçi ve filozofların bu topraklardaki karşılığı sayılırdı. Bugün İstanbul’da bazı cami avlularında hâlâ bu küçük yapıları görebilirsiniz. Önünden geçerken durup bakmanızı öneririm; saat tarihimizin en sessiz ama en önemli tanıklarıdır.

Alaturka Saat: Güneş Battığında 12

Bugün hepimiz gece yarısını günün başlangıcı sayıyoruz. Ama Osmanlı’da gün, güneşin batışıyla başlardı. Alaturka saat ya da ezani saat denen bu sistemde güneş battığı an saat 12.00 kabul edilirdi.

Bu basit gibi görünen kuralın ilginç bir sonucu vardı: Güneşin batış saati her gün birkaç dakika değiştiği için, saatlerin de sürekli ayarlanması gerekirdi. Ezani saat kullananlar, akşam ezanı okunduğunda saatlerini 12’ye getirir, bu ayarı en az iki üç günde bir tekrarlardı. Dedemin babasının her akşam yaptığı şey tam olarak buydu.

Bu yüzden Osmanlı’da kullanılan birçok cep saatinin kadranında iki ayrı gösterge bulunurdu: biri alaturka, biri alafranga zaman için. Bir saat, iki farklı dünyanın zamanını aynı anda taşırdı.

Saniyeyi Ölçen Astronom: Takiyüddin

Osmanlı saat tarihinin en parlak ismi şüphesiz Takiyüddin er-Râsıd‘dır. 16. yüzyılın bu büyük astronomu ve matematikçisi, el-Kevâkibü’d-dürriyye fî vaz’ı’l-bengâmâti’d-devriyye adlı eserinde mekanik saatlerin yapımını ayrıntılı olarak anlattı. Kitapta cep, duvar ve masa saatlerinin yanı sıra astronomik gözlemlerde kullanılacak saatler de yer alıyordu.

Takiyüddin’i asıl özel kılan şey ise gözlem saatlerinin dakikanın yanında saniyeyi de gösterebilmesiydi. III. Murad’ın izniyle 1577’de Tophane sırtlarında kurduğu İstanbul Rasathanesi’nde yıldızların konumlarını ölçmek için bu hassasiyete ihtiyaç duyuyordu. Ne yazık ki gözlemevi, kuruluşundan yalnızca üç yıl sonra, 1580’de yıktırıldı. TDV İslâm Ansiklopedisi, saniye gösteren saatlerin Batı’da ancak bu tarihten sonra yapılıp gözlemevlerinde kullanıldığını not eder.

Bu hikâyeyi her okuduğumda aynı soruyu kendime soruyorum: O gözlemevi yıkılmasaydı, saatçilik tarihinin haritası nasıl çizilirdi?

Galata: Doğu ile Batı Arasında Bir Saatçilik Merkezi

  1. yüzyıldan itibaren Galata, İstanbul’un saatçilik merkezi hâline geldi. Özellikle Cenevre’den gelen ustalar burada dükkân açtı, saray ve şehir halkı için saat yapıp tamir etti. Akademik çalışmalar, 1600 ile 1763 arasında İstanbul’da faaliyet gösteren Cenevreli saatçilerin izini sürüyor.

Bu ustalardan biri, saat tarihine düşülmüş en şaşırtıcı dipnotlardan birine konu oluyor: Ünlü düşünür Jean-Jacques Rousseau’nun babası Isaac Rousseau, 1705’te İstanbul’a geldi ve yaklaşık altı yıl boyunca Topkapı Sarayı’nda saat yapıp tamir etti. Aydınlanma çağının en büyük isimlerinden birinin babasının, padişahın saatlerini ayarlamış olması bana hep ayrı bir tat vermiştir.

Padişahlara Layık Hediyeler

Saat, Osmanlı ile Avrupa arasındaki diplomasinin de önemli bir parçasıydı. Avrupalı hükümdarlar, padişahların gözüne girmek için en gösterişli saatleri İstanbul’a gönderirdi.

Bu hediyelerin en ünlüsü 1599’da İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth’in III. Mehmed’e gönderdiği saatli orgdur. Usta org yapımcısı Thomas Dallam’ın bizzat İstanbul’a gelip kurduğu bu devasa eser, bir saatin yanı sıra kendiliğinden çalan müzik, çanlar ve kanat çırpıp öten mekanik kuşlar içeriyordu. Dallam’ın anlattığına göre padişah bu gösteriden son derece etkilenmişti.

Osmanlı Pazarı İçin Yapılan Saatler

  1. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı, Avrupalı saatçiler için o kadar önemli bir pazar hâline gelmişti ki bazı ustalar doğrudan bu pazar için saat üretmeye başladı. Bu saatlerin kadranlarında Osmanlı rakamları bulunur, kasaları genellikle iki ya da üç katmanlı olur ve zengin süslemeler taşırdı.

Bu alanın en ünlü ismi Londralı saatçi George Prior‘dı. Prior’ın Osmanlı pazarı için yaptığı saatler öylesine ün kazandı ki, anlatılanlara göre iyi bir cep saatine halk arasında onun adından bozma bir isimle “Piryol” denmeye başlandı. Prior, 1795’te öldüğünde İstanbul’a gömüldü.

Bugün antika müzayedelerinde “Türk pazarı için” (for the Turkish market) notuyla satılan bu saatlere rastlarsanız, kadranlarına dikkatlice bakın. Osmanlı rakamlarıyla işaretlenmiş o zarif kadranlar, iki kültürün bir saatin yüzünde nasıl buluştuğunun en güzel örneğidir.

Mevlevi Saatçiler

Osmanlı saatçiliğinin belki de en az bilinen ama en etkileyici sayfası, Mevlevi dervişi saat ustalarıdır. Milli Saraylar koleksiyonunda eserleri bulunan Eflâkî Dede, Mehmed Muhsin ve Mehmed Şükrü, hayatları boyunca yalnızca bir iki saat yapmış ustalardı.

Bu bilgi bana hep derin bir saygı hissettirir. Bugün bir marka yılda yüz binlerce saat üretirken, bu ustalar bir ömrü birkaç saate adamıştı. Milli Saraylar’ın değerlendirmesine göre Türk saatçiler özellikle iskelet saat tasarımları ve mekanik işçilikleriyle mekanik saatin zarafetinin doruk noktasını temsil ediyordu.

Bir Gecede Değişen Zaman

Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılan reformlar zaman anlayışını da kökten değiştirdi. 26 Aralık 1925‘te kabul edilen “Günün 24 Saate Taksimine Dair Kanun” ile gün gece yarısından başlamaya, saatler sıfırdan yirmi dörde kadar sayılmaya başlandı. Aynı gün kabul edilen bir başka kanunla da miladi takvime geçildi.

Halk, yeni sisteme “alafranga”, eskisine ise “alaturka” saat adını verdi. Dedemin babasının her akşam yaptığı ayar, dedemin kuşağında tarihe karışmıştı. Bir ailede iki kuşak arasında zamanın bu kadar farklı ölçülmesi, bana hep o dönemin ne kadar büyük bir dönüşüm yaşadığını hatırlatır.

Cumhuriyet’in Saatleri: Serkisof ve Halkın Saatleri

Cumhuriyet’in ilk on yıllarında elitler Zenith, Omega ya da Cartier gibi lüks markaları tercih ederken, halkın bileğinde ve cebinde daha çok Junghans, Serkisof gibi ulaşılabilir markalar vardı.

Serkisof, özellikle cep saatleriyle Türk kültürüne yerleşmiş bir isim oldu. Devlet Demiryolları’nın emekli olan çalışanlarına Serkisof cep saati hediye etmesi, bu saatleri pek çok ailenin hafızasına taşıdı. Bugün antikacılarda ve koleksiyoncuların vitrinlerinde Serkisof’lara rastladığınızda, onların çoğunun bir demiryolcunun cebinde yıllarca taşınmış olduğunu düşünmeden edemezsiniz.

Dedemin saati de bunlardan biriydi. Lüks bir saat değildi ama bizim evde hiçbir saat onun kadar değerli olmadı.

Bugün: Koleksiyonlar, Müzeler ve Yeni Bir Kuşak

Bugün Osmanlı saat mirasını görmek isteyenler için İstanbul’da iki önemli adres var:

  • Topkapı Sarayı: Sarayın dünyaca ünlü saat koleksiyonu, 300’ü aşkın eserle Has Ahırlar bölümünde sergileniyor. Koleksiyonda Eflâkî Dede ve Süleyman Leziz gibi Osmanlı ustalarının eserleri, Avrupa’dan gelen hediyeler, cep saatleri ve atölye aletleri yer alıyor.
  • Dolmabahçe Saat Müzesi: Ağırlıklı olarak 19. yüzyıl Fransız saatlerinin yanı sıra İngiliz, Alman, Avusturya ve Amerikan saatlerini, bir de Mevlevi ustaların eserlerini barındırıyor. Müze bir süredir restorasyon nedeniyle kapalı; gitmeden önce Milli Saraylar’ın sitesinden güncel durumu kontrol etmenizi öneririm.

Bu arada Türkiye’de yeni bir saatsever kuşağın yükseldiğini de görüyorum. Kapalıçarşı’nın eski saatçilerinden sosyal medyada koleksiyonlarını paylaşan gençlere, ilk mekanik saatini alan üniversite öğrencilerinden babasının saatini servise götüren orta yaşlı okurlarıma kadar herkes aynı hikâyenin bir parçası. Galata’nın yokuşlarında başlayan yolculuk bugün de devam ediyor.

Sıkça Sorulan Sorular

Alaturka saat nedir?

Güneşin battığı anı saat 12.00 kabul eden zaman sistemidir. Ezani saat olarak da bilinir. Güneşin batış saati her gün değiştiği için saatlerin düzenli olarak ayarlanması gerekirdi.

Türkiye’de alaturka saatten ne zaman vazgeçildi?

26 Aralık 1925’te kabul edilen “Günün 24 Saate Taksimine Dair Kanun” ile günün gece yarısından başlaması ve 24 saate bölünmesi kabul edildi.

Muvakkithane nedir?

Camilerin avlusunda bulunan ve namaz vakitlerini hesaplayan muvakkitlerin görev yaptığı küçük yapılardır. Muvakkitler aynı zamanda astronom ve saat ustasıydı.

Son Söz

Dedemin Serkisof’u bugün bende. Artık her akşam kurulmuyor, ama bazen çekmeceden çıkarıp kapağını açıyorum. O hafif makine yağı kokusu hâlâ orada.

Türkiye’nin saat hikâyesi, yalnızca makinelerin değil, zamanla kurduğumuz ilişkinin de hikâyesi. Güneşin batışını bekleyen muvakkitlerden saniyeyi ölçen bir astronoma, Galata’nın Cenevreli ustalarından bir demiryolcunun cebindeki saate kadar, her biri bu toprakların zamanı nasıl algıladığını anlatıyor.

Bir dahaki sefere bir cami avlusunda küçük bir muvakkithanenin önünden geçtiğinizde durup bir dakikanızı ayırın. O bir dakika, yüzyıllardır bu topraklarda ölçülüyor.

Saat dünyasına dair daha fazlası için erkek lüks saat rehberimize göz atabilirsiniz.

Write A Comment